Süper Lig’de finişe doğru yaklaştıkça tansiyon biraz daha artıyor, zirve yarışını haftalardır soluksuz bir şekilde sürdüren beş kulübün hâlâ pes etmeden ilerlemesi heyecanı ikiye katlıyor.

12 haftadır liderlik koltuğunda oturan Sivasspor’un Denizli deplasmanındaki rahatlığı ve sakinliği, takipçisi Beşiktaş’ın Kayserispor karşısındaki inancı ve azmi, bu iki takımın rakiplerine oranla şampiyonluk apoletine biraz daha yakın olduğunu gösteriyor.

Fenerbahçe ve Galatasaray ciddi sorunlarına rağmen ayakta durmaya çalışıyor. Ancak Trabzonspor için durum pek de iç açıcı değil gibi gözüküyor. Ligin ilk 19 haftalık bölümünde kötü de oynasa son dakikaya kadar mücadeleyi bırakmayan, sahada varını yoğunu ortaya koyan, kazanmaktan başka kafasında bir şey olmayan bir takım izlemişken, son yedi haftada bezgin, temposuz, “maç bitse de gitsek” havasında oyuncularla karşı karşıya kaldık. Açıkçası bu hızlı değişimin mantıklı bir açıklaması yok. Çünkü yönetime bakıyorsunuz; hiçbir fedakârlıktan kaçınmıyorlar. Takıma her türlü desteği veriyorlar, bir dediklerini iki etmiyorlar. Teknik Direktör Ersun Yanal’a bakıyorsunuz; elinde büyük bir fırsat var. Yıllardır şampiyonluğa hasret kalan Trabzonspor’u zirveye çıkarsa belki de kente heykeli dikilecek. Bunun bilincinde. Gecesini gündüzü takıma harcıyor, işini eksiksiz yaptığından şüphe duyulmaz. Tribünler deseniz; oyunculara geçmiş yıllara oranla çok daha hoşgörülü. Bu kadar pozitif bir ortamda eğer Trabzonspor bu kadar kötü sonuç alıyorsa, suçu futbolcularda aramak gerek.

Başkan Sadri Şener’in, “15 gün antrenman yapmasalar, evde otursalar bu kadar oynarlardı” eleştirisine katılmamak elde değil. Evet Trabzonspor’un belki çok üst düzey bir kadrosu yok. Ama ligin ilk yarısında rakiplerini bir bir dize getiren ve zirveden inmeyen de bu oyunculardı. Herkesin övgüler yağdırdığı savunma da aynıydı. Orta saha ve forvette de değişim yaşanmadı. Rakipler sakatlıklarla boğuşurken, bordo-mavili ekipte bu sıkıntının yanına bile yaklaşılmadı.

Bu noktada ortaya şu gerçek çıkıyor: Trabzonsporlu oyuncular maalesef ‘hedef takımı’ olmanın ağırlığını kaldıramadılar. O sorumluluğu omuzlarında taşıyamadılar. Yani bu gömlek onlara büyük geldi. Takımın en tecrübeli isimleri Yattara, Hüseyin ve Song bile arkadaşlarını ayakta tutacak manevi direnişi gösteremedi.

Kalan 8 haftanın fikstürüne baktığınızda Trabzonspor’un şansı hâlâ yüksek. Ancak tribün desteğini yavaş yavaş kaybeden, motivasyonu diplerde seyreden, iştahını yitiren bordo-mavili oyuncuların yeniden toparlanması, direniş göstermesi mucize gibi bir şey. Bu saatten sonra Şampiyonlar Ligi’ne katılma hakkını elde edebilmek bile Trabzonspor için büyük başarı sayılmalı.

EDİZ SIRAPINAR / MMİLLİYET